Bal
Bal nasıl yapılır hiç düşündünüzmü?Ya Umut işte arılar yola çıkıyo çiçek özü topluyo işte halla halla diyebilirsiniz ben bunu sizin için araştırdım bakalım bilmediğimiz birşeyler varmı?
Bal arıları bal yapmak için nektar kullanır iyide ne bu nektar nedir nektar içinde %80 i su olan ve bi çeşit şekerdir.
Arılar çiçeğin içindeki nektarı toplamak için kamış gibi olan uzun dillerini kullanır ve bunu karınlarına toplarlar aslında arıların 2 çeşit karınları vardır biri normal diğeride nektar toplamak için olan karınlarıdır ve bu karın dolduğunda ki dolması için yaklaşık olarak 1500 çiçek gezmesi gerekir kendi ağırlığı kadar olur.
Sonra arılar kovana dönerek bu nektarları işçi arılara verirler işçi arılar bu nektarları karınlarında 30 dk boyunca çiğnerler sonra arılar bu nektarı peteklere boşaltırlar ve kanatları yardımıyla nektarı kuruturlar bal yeteri kıvama geldiğinde arılar petekleri balmumu ile kapatırlar.
Ve gelelim işin en garip kısmına.Yarım kilo bal yapabilmek için arıların iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda olduklarını biliyormuydunuz?
3.2.1 Çekiyorum
Arkadaşlar benim bir hastalığım var fotoğraf çekme
nerde bir olay olsa çekerim
ve gerçekten zevkli bir olgu zamanla ilerliyorsunuz ve çok güzel kareler yakalamaya başlıyorsunuz.Ben ilk gerçekten bunun bir zevk olduğunu fark ettiğimde 13 yaşındaydım ve bir aile fotoğrafı çekiyordum anneme sağa kay,babama sola kay,kardeşime yalandan gülme filan
.
Fotoğraf yere düşen bir yağmır tanesi kadar kolay düşmedi.Fotoğraf, birdenbire ortaya çıkan bir icat değildir. Bulunmamış, bir evrim sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanoğlunun görüntünün aksi ve bunu sabitleştirme merakı insanlık tarihi kadar eskidir. Mağara duvarına çizilen resimler bu duygunun ilk belirtileridir. Fotoğraf kullanıma girinceye kadar, fotoğraf kalitesinde yapılan resimler yine bu anlayış ve merakın ürünüdür.
Fotoğraf makineleri, fotoğraftan eskidir. Fotoğrafın henüz 150 yıllık bir geçmişi olmasına karşın, fotoğraf makinelerinin 400 yıllık bir geçmişi vardır. Fotoğrafın mantığının oluşması ve görüntünün bir yere aksettirilmesi çalışmalarının tarihi ise çok eskilere dayanır.
Daha M.Ö.ki yıllarda Aristo (İ.Ö. 322- 384), ışığın çeşitli özellikleri ile ilgili çalışmalar yapmış , ormanlık alanlarda gün ışığının toprakta oluşturduğu etkileri gözlemiş ve güneş tutulmasını bu yolla tespit etmeye çalışmıştır. Cebir İbni Hayyam ise 8. Yy. da ilk defa gümüş nitratın karardığını keşfetmiştir.
Fotoğraf makinesi Camera Obscura denilen karanlık kutu ve iğne deliği görüntüsü mantığına dayanır. Bu bir fizik kuralıdır. Çok küçük bir delikten geçen ışık, karanlık ortamın karşı yüzeyine ters olarak düşer. Görüntünün ters olması ışığın delikten geçerken kırılmasından kaynaklanır. İşte, yüzeyinde küçük bir delik olan ister küçük (sandık büyüklüğünde), ister büyük (Oda büyüklüğünde) Camera Obscuralar (karanlık kutular), günümüzün modern fotoğraf makinelerinin atalarıdır.
Bu karanlık kutuların tarihte ilk tanımı 13.yy.da Arap yazmalarında rastlanır. Daha sonra 15.yy.da Lenoardo Da Vinci karanlık kutunun ayrıntılı bir tanımını yapar.Küçük delik ilkesine göre yapılan karanlık kutuların en büyük sorunu ışık miktarı ve netlik idi. Gerçekte delik küçüldüğünde ışınlar daha iyi ayıklanıyor ve dolayısıyla daha net bir görüntü elde ediliyordu. Buna karşın ışık miktarı azaldığı için yetersizlikler ortaya çıkıyordu.
Daha sonraki yıllardaki çalışmalar karanlık kutunun geliştirilmesine yöneliktir. 16.yy. sonlarına doğru İtalyan Fizikçi Della Porta Giovanni, karanlık kutunun geliştirilmesi için çalışmalar içine girer ve ışığın geçtiği deliğe ince kenarlı bir mercek koyarak görüntünün hem net, hem de aydınlık olmasını sağlar. Giovanni daha da ileri giderek evinin bir odasının duvarına açtığı deliğe bir mercek yerleştirir ve merceğin ön tarafında bir oyun sergiletir. Odanın içindeki misafirler karşı duvardaki ters oyuncuları seyredince paniğe kapılırlar. Sonrası ise ibret verici. Engizisyon cezalarından korkan Giovanni, ülkesini bir süre terk etmek zorunda kalır. Tarihin yazdığı ilk fotoğraf makinelerinden biri budur.
Daha sonraki yıllarda oda büyüklüğündeki karanlık kutular küçülerek bir sandık büyüklüğüne ulaşır. Öndeki merceğin kalitesi yükseltilir. Neye yarar bu alet diye düşünebilirsiniz, çünkü henüz film icat edilmemişti ve fotoğraf çekmek akla gelmiyordu. 17.yy’da işte bu Camera Obscuralar, kendilerine pratik bir kullanım alanı bulurlar. Manzara ve mimari resimler yapan ressamlar, karanlık kutuların arkasına koydukları şeffaf kağıtlar üzerine perspektifi düzgün resimler yapmaya başladılar.
İşte bu yıllarda. Tarihin cilvesine bakın, bu kez John Zahn adındaki bir Alman papaz Camera Obscurasının önüne merceği ileri geri oynatarak netlik yapan bir makanizma yerleştirir. İçeri giren ışığın şiddetini ayarlamak için de merceğin içine bir diyafram ve daha önemlisi üstten bakıp daha rahat çalışabilmek için, görüntüyü üste yansıtan bir ayna koyar. Optüratörü dışında her şey tamam. Yaklaşık 30 cm. yüksekliğinde ve 60 cm. uzunluğunda tek objektifli refleks bir fotoğraf makinesi tarih kayıtlarına girer.
1826 yılında Jozeph Niepçe, tarihin bir yüzey üzerine kaydedilen ilk görüntüsünü elde etmeyi başarır. Filistin’in Juda gölünden çıkarılan ve ışığa duyarlı Juda Bitüm adı verilen bir tür asvaltı, kurşun kalay karışımı plakanın üzerine sürer ve bunu evinin duvarına monte eder. Duvara açtığı küçük delikten, pencerenin dışındaki manzarayı bu plaka üzerine kaydetmeyi başarır. Sıkı durun, tarihin bu ilk fotoğraf çekim çalışması tam 8 saat sürer. Bu buluşa güneş ile saptama anlamına gelen Heliografi adı verilir. Niepçe , kendisine “Fotoğrafçılığın babası” ünvanını verdiren bu buluşunu 8 Aralık 1827 de İngiltere’de açıklar.
1839 yılında tarih sahnesine iki bilim adamı çıkar ve buluşlarını aynı yıl içinde açıklarlar. Bunlardan biri 8 saatlik süreyi yarım saatin altına düşürmeyi başaran Lois Degorre, 7 Ocak 1939 da negatif- pozitif baskı buluşunu Fransız Bilimler Akademisine; bilim çevrelerinin tarihin ilk fotoğrafçısı kabul ettiği Londralı tanınmış matematikçi Fox Talbat ise aynı alandaki buluşunu 25 Ocak 1839 tarihinde İngiliz Kraliyet Enstitüsüne sunar.
Daha sonraki yıllarda mercek kalitesinin yükselmesi için çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar olumlu sonuç verir ve Jozeph Patsval eski merceğe oranla 16 kat daha ışık geçiren bir mercek elde eder. Bu buluş yankı uyandırır, çünkü bu mercek sayesinde fotoğraf çekim süresi yarım saatten bir dakikanın altına düşmüştür.
1840′larda ilk fotoğraflar çekilmeye başlandığında makineler hem büyük, hem de çok ağırdı. Hatta fotoğrafçılığın ilk yıllarına devler çağı da denebilir. Bu oda büyüklüğünde (680 Kg.lık) makineler, 280 cm. odak uzaklığına sahip objektifler vardı.1858 yılında Londralı Fotoğrafçı Thurston Thompson’un kullandığı fotoğraf makinesi eni 91 cm. ve boyu 366 cm.idi. Makine ray üzerinde ancak hareket ettirilebiliyordu. . Birkaç yıl sonra bu ağır ve hantal makinelerin boyu 92×112 Cm. ye düştü. Bu makineyi de John Kibble kullanıyordu ve makinesinin objektifi 33 cm, kullanılan cam filmlerin ağırlığı ise 20 kg. idi.
Daha sonraki yıllarda makinelerin boyu daha da küçüldü, buna rağmen mutlaka üçayak üzerinde kullanılıyordu. Bu durum hareketli fotoğrafların çekimini hemen hemen imkansız hale getiriyordu. Yine de insanlar fotoğrafı küçük boy çekip karanlık odada büyütmeyi akıl edinceye kadar, bu büyük ve hantal makinelerle çok değişik konuları fotoğraflamayı başarmışlardır. Makinelerin büyüklüğü taşıma sorunu yarattığından öncelikle iç mekan çekimleri yapılıyordu, ama fotoğraf makineleri buna rağmen dışarı çıkmış ve hatta savaşı bile fotoğraflamıştır.İlk defo Roger Fenton, bizim de katıldığımız Kırım savaşını fotoğraflayarak, tarihin ilk savaş fotoğrafçılarından biri olmuştur. Ancak kullanılan malzeme sıcak cepheler için uygun olmadığından, savaşan insanlardan çok, cephe gerisinde duran insanların, cephenin ve hastanelerin fotoğrafları çekilmiştir.
Ancak bugün kullandığımız anlamda enstantane fotoğrafının çekilmesi için, çekim süresinin 1 saniyenin altına düşmesi gerekiyordu. 1870′lerde nisbeten hızlı fotoğraf plakalarının yapılması ve optüratörün keşfi bu süreyi 1 saniyenin altına düşürdü.
1888 tarihinde genel anlamıyla fotoğraf makinesi hazırdı ve artık hareketli fotoğraflar çekilebiliyordu. Bu tarihte bu amaca uygun geliştirilmiş ve diğerlerine oranla küçük makineyi George Eastman “Kodak” markası ile piyasaya sürdü. “Siz düğmeye basın, gerisini o halleder” parolasıyla piyasaya sürülen Kodak makineleri büyük ilgi gördü.
1920 yılında Almanya’nın Wetzlar kentinde Ernetz Leitz’in, optik aletler üreten firmasında sinema filmi üzerine fotoğraf çeken bir makine geliştirildi. Leitz’in Lei hecesini ve Cameranın Ca hecesini alıp Leica ismi konuldu. Böylece ilk Leica efsanesi doğmuş oldu.
Camera Obscura’nın ilk kullanım alanına girmesinden 200 ve ilk fotoğraf makinesinin kullanılmasından 100 yıl sonra 1937 yılında , modern anlamda tek objektifli refleks makine olan Exakta firması tarafından piyasaya sürüldü.
Fotoğraf tarihi ile ilgili bir iki önemli not daha:
Dünyada ilk kez 1850 yılında Benjamin Frnklin’in, parçalanmış yılanı gösteren fotoğrafı Pransilvanya gazetesinde yer aldı.
Gazetede fotoğrafı yaygınlaştıran kişi ise Jozeph Pulitzer’dir. 1890′larda Pulitzer’in Worlde adlı gazetesine Amerika’nın her köşesinden yüzlerce genç fotoğraf yollamaktaydı.
Evet fotoğrafın tarihindende bahsettik ve bu sanat gerçekten hoş bir deneyim sizlerde yapmalısınız ve zamanınızın boş kalan kısımlarını bununla değerlendirebiliriz.
Not:Yukarıdaki fotoğrafta çocuk makinaya nasıl dikkatli bakıyor
Neden Blog
Evet arkaşalar şimdi sizlere neden bir forum sitesi,basit bir mynet sitesi değilde bana göre en iyisi olan Blog u seçtiğimi
anlatacam.
Neden Blog.
Arkadaşlar ben OgameClub.Com adresinde Hansavaşları ve Resim Bölümleri yöneticisiyim forum olarak kurulan bu site gerçekten
rastladığım en güzel forum sitesi adeta forum değil bir aile benim bir abim var blog sayfalarını takip eden insanlar bilir abim
www.yakuter.com yani Erhan Yakut neredeyse onunla büyüdük ben 2 yaşındayken o 6. sınıfa gidiyordu
.Birgün İzmir’deki
evimize gitmeye karar verdik ve İzmir’e doğru yola çıktık Terminalde indik ve bir dolmuşa bindik ve Çiğli son durağa doğru
ilerliyorduk dolmuş şoförü bizi erken indirdi yani kandırdı bizi
neyse indiğimiz yerin Çiğli son durak olmadığını anladık ve etrafımıza
baktık ve birden Adem Amcamı yani Erhan Abimin babasını gördük ve onunla birlikte evlerine gittik ve Erhan Abim oradaydı aradan yıllar geçmişti
ve abim karşımdaydı çok sevindim ve onunla konuştum o çok yorgundu bende fazla üstelemedim onun bir blog sayfası olduğunu biliyordum ama
bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum bana blogu anlattı ama ben hala inatla forum diyordum bir kaç kere forum denemem oldu ama sonuç faciaydı artık o konuşmadan
sonra kafam bloga yattı ve artık başarılı bir blogcu olmak yolunda yavaş adımlarla ilerlemeye başladım ve blog benim için herşeyden
daha önemli artık..İşte neden blog
..
İnsancıklar
Merheba şimdi sizlerle başka bir kitabın özetini anlatacam..
Bir zamanlar klasik romanlara merak saldım ilk okuduğum kitap Dostoyevski’nin yazdığı “İnsancıklar” adlı bir kitap.
Eski Rusya’da bir memurun hayatını anlatan bir kitap,kitapta yaşlı bir insanın genç bir kızı sevmesini ve ona yaptığı
fedakarlıklar anlatılmaktadır. Gerçekten çok güzel bir duygusallıkla anlatılan kitap biraz sıkıcı ama gerçekten aşırı derecede duygu
yüklü.Kitabı okumak isteyen arkadaşlar en yakın kitapçıdan bulabilirler gerçekten kitap çok ucuz ve çok güzel.
Beğendiğim noktalar…
Kitabta yaşlı bir adamın bir kıza yaptıpı fedakarlıklar insanı çok duygulandırıyor,kızın muhtaç durumu beni o kadar üzdü ki kendi cebimden kıza
para vermek geçti içimden.Kitabta anlatılacak fazla birşey yok ama okumanızı tavsiye ederim.
Göz
Arkaşarlar şimdi sizlere severek okuduğum yazarını çoğumuzun tanıdığı bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
O yazar kim mi? Stephen King evet bu onun bir kitabı,başlıktan anlaşıldığı üzere kitabın adı Göz ilk başlarda
kitaptan biraz sıkılabilirsiniz ama bu sizi yıldırmasın.Kitapın sayfalarını çevirdikçe sayfa çevirmeye başlayacak ve emin olun
okuldaki derslerde okuyacaksınız.(Ben öyle yaptım
).Şimdi kitaba geçelim.
Carrie adlı bir kız var kızın annesi çok aşırı dindar ve kız bu durumdan hoşlanmıyor.Carrie’nin çok özel bir gücü var nesleri
yerinden oynatabiliyor arkadaşları Carrie’ye çok kötü davranıyor ve mevzuniyet balosunda Carrie’ye öyle bir şey yapıyorlar ki kız
bütün şehri yakıp yıkıyor.Olayın en kısa özeti bu şekilde olur ama gerçekten okumanızı istediğim bir kitap.Şimdi kitabın beğendiğim kısımlarına bakalım.
Beğendiğim noktalar.
-Kız annesinin aşırı dindarlığına rağmen o bu hayatı yaşamak istemiyor ve annesine gerektiğinde kafasını kaldırım karşı çıkabiliyor.
-Sue adlı bi kız Carrie’ye kötü
davranıyor ve çok üzülüyor en sonunda ona iyi bir hediye veriyor.
Beğenmediğim noktalar.
Kitabta cinsellik aşırı derecede ağır bir dille anlatılıyor kitabı okurken şahsen utandım
.Başka beğenmediğim bir şey
yok.
BenX
Öncelikle merhaba;
Evet arkadaşlar sizlerle Cnbc-e’de izlediğim alt yazılı(ben zaten alt yazı seviyorum)kelimeler bulamadığım
bir filmi anlatacam.Filmi izlediğinizde gözlerinizin dolmaması nerdeyse imkansız,en azından ben böyle düşünüyorum.
Bir çocuğun başından geçen mükemmel bir drama.Şimi filme geçelim
Filmin adı BenX ismini duyan insan aksiyon olarak algılıyor ama öyle değil.Zamanının tamamını Archlord adlı bir oyuna veren Ben
çok zeki bir çocuk dersleri mükemmel ama hasta.Arkadaşları onunla hasta oluğundan
dolayı dalga geçiyorlar.Çocuk buna dayanamıyor,çocuğun dramını mutlaka izlemelisiniz.Kelimelere dökemiyorum filmi.
Neyse filme devam edelim.Oyunda tanıştığı bir kız var Ben kızı tanıyor ama kız onu tanımıyor ve Ben ona aşık hasta olduğu için
o kızın halisilasyonunu görüyor adeta kız orada olamsa bile onu hissediyor.Bir gün kız onunla tanışmaya karar veriyor ve Ben’in bulunduğu şehre geliyor.
Devamını filmi izlediğinizde anlarsınız ama gerçekten acınası bir hikaye.Bu arada Cnbc-e yi izlemenizi tavsiye ederim hem İngilizcen’nizi hemde altyazı sayesinde
Hızlı okuma becerinizi geliştirir güzel filmler ve diziler de var
..
“Peter Answers”ne sorarsanız biliyor
Evet şimdi internette arkadaşlarınıza şaka yapmanıza yarayacak bu site bana yaptıklarında çok korktum işin açıksası baya korktum
.
Şimdi bu Peter dediğimiz arkadaş işin aslında çok başarılı bir sahtekar
.
İşin hilesini öğrenmeden önce işi biraz abartayım,anneme yaptığımda babamı aradı korkudan garibim
.Şimdi işin sırrına geçelim.
Bu Peter’in sırrı aslında basit ama bulması çok zor.Petition bölümüne Pe. yazdıktan sonra soracağınız sorunun cevabını yazın,korkmayın o İngilizce bir yazı olarak gözüküyor
ve alttaki bölüme sorunuzu yazın ve Enter e basın en sonunda cevap sizin Petition bölümünüzdeki yazdığınız cümle olarak karşınıza çıkacak.:)
29 Ekim 2009′u bekliyorum
Sony Müzik ve Colombia Pictures’in ortak çalışması sonucu tamamlanan ve 28 Ekim’de Avrupa’da ve 29 Ekim’de Türkiye’de sadece 2 haftalığına gösterimde kalacak film tadında bir belgesel bizi bekliyor. Michael Jackson’un 2002 yılında Londra Arena’daki konserinden 2009 Haziranı’na kadarki konser çalışmaları ve genel yaşamından kesitler izleyeceğimiz bir belgesel.
Belgesel’in Resmi Web Sitesi: http://www.thisisit-movie.com/
Sabırsızlıkla bekliyoruz .
Anne
Öncelikle merhaba,
Uzun zamandır yaşımın genç olmasına rağmen deneme yazmaya başladım kendi çapımda değindiğim konular var,bunların arasından en beğendiğim konu:Anne denemeyi beğenmeye bilirsiniz ama taktir edersiniz ki konusu güzel neyse şimdi okuyun.
Anne bu kavram çoğumuzu düşündürmüştür ama hepimiz ortak bir sonuca vardık;
Anne=Sevgi+Şevkat+Fedakarlık+Aklıma gelmeyen bütün güzel şeyler
Annelik sabah 8:00 akşam 19:00 gibi bir mesai değildir annelik günün ilk ışıklarıyla başlar ve diğer dünün ilk ışıklarına kadar devam eder.Düşündümmü gerçekten garip geliyor,eğer böyle olmasaydı yeni doğmuş bir bebek hayata nasıl tutunurdu.Sınazından düşük almış bir öğrenci annesinden başka kime sığına bilir ama anneninde bu tip konularda kendi ağırlığını koyması bence gereklidir.
Evcilik oynarken bile anneliğe özeniyoruz(kızlar için
) hatta birbirimizle kavga ediyoruz ama evcilik oyunu elbet bir gün bitiyor ama annelik siz ölseniz bile devam ediyor.
Korkuyorum..
Ben 9.sınıfa daha yeni geçtim,yani Sbs’ye girdim normalde Sbs’nin 13 Temmuzda açıklanması bekleniyor ama bugün yani 10.07.2009 da açıklacak saat 15:00 da ya kendimden eminim ama çok korkuyorum ya kötü gelirse diye.Amaan olsun ucunda ölüm yokya en kötü ihtimalle Acıpayam Anadolu Lisesine giderim
fazla kafaya takmaya değmez ama genede korkuyorum:) saat 3′e kadar vakit nasıl geçer yerimde duramam ya ben.
Ya düşünüyorumda zaman erken geçiyor be daha 1.sınıf sıralarıda alfabeyi öğreniyorduk şimdi tanx cosx lere geçtik hayat ne kadar garip değilmi.Daha çocukken Mardin’de evimizin önünde 6 veya 7 tane küçük kum havuzları vardı onlarla oynar vakit geçirirdik hatta evden bıçak çalıp fare avlamaya çıkardık(düşünüyorumda nasıl cesaret ediyormuşuz).Şimdi ise büyüdük dahada büyüyoruz gerçekten zaman çok nankör.
